Browse By

Category Archives: HİKAYE

BU SIZI NEREYE DÜŞER

      Çocukluğumdayım. Yorgun bir semerin üstünde. Ayağım yere başım bulutlara yakın.  Bir rüya denizinin kıyısında. Sol yanımda çırpınan bir yüreği dizginleme telaşındayım.  Yazın müdavimi, köyün tiryakisiyim. Unutuluşun paslı dokunuşları tarafından esir alınan ama her hatırladığımda geçmeyen köz yaralarındayım.       Yazın gelmesiyle

SÜRGÜN

      Güneşli bir kış günüydü haberi aldığında.Karşılaşacağın şeyi bilmiyordun. Çok çıkmıştın bu yolculuğa yorgun yattığın uykularında. Uyanmak istiyordun, dev bir canavar saldırıyor, sırtını dayadığın duvar durduruyordu. Bitmiyordu, uzuyordu yollar bir an önce varmak istedin.       Bu üzgün kenti başka şehirler, başka

YARALI BALIKLAR

YARALI BALIKLAR   -Bu balıkları tutup yemiyor mu çocuklar? Tövbe evladım tövbe, ağzın eğilir sonra, balık bile diyesi gelmiyor insanın onlara, mübarek hayvanlardır onlar, gözümüz gibi bakarız biz onlara. Sen  balık istersen, tuttururuz Ceyhan’dan bizim köyün gençlerine. Elleriyle bile  balık yakalarlar onlar. Böyle söylemişti, koltuğunun

DOĞUM

Bu kadar zaman geçti, neden bilmem doğduğun günle ilgili bütün ayrıntıları halen hatırlarım. Karanlık bir kâbusun içinde çaresiz hissediyordum.  Her şey üst üste gelmişti. Üniversite sınav sonucu belli olalı bir ay olmuştu. Babama sınavı kazandığımı söylediğimde sonuç belgesini aldı, çarşıya gitti. Kime, ne sordu, bilmiyorum.

MEZARLIKTA BİR KAYISI AĞACI

Cennete uçan melek annelerin aziz hatırasına…. Pencerenin kenarında dertop edilip savrulmuş, işi bitince atılmış bir battaniye vaziyetinde toprağı kucaklayan yağmur damlalarını saymaya çalışırken gözüm aniden masanın bir köşesinde duran ve çerçevesi bir parmak toz kalınlığındaki fotoğrafa takıldı. Fotoğraf eskiydi, çerçevesi de öyle. Epey zamandır temizlenmediğini,

KÜÇÜK HAFIZIN TÜRKÜSÜ

Sorulursa nedir hayatınızın öyküsü Anlatır onları, Küçük Hafız’ın türküsü Harmanlar kaldırılmış, buğdaylar öğütülmüş, bulgurlar kaynatılmış, ambarlar doldurulmuştu… Bütün ahali bilirdi ki artık düğün dernek mevsimi başlamıştır. Kayırcık köyünde de bu kültürün iklimi vardı. Yapılan bir iyilik, bir güzellik oldu mu büyükler, küçüklere “Ömrün uzun olsun,

SİLLE

Bir   Öylece durdu, bekledi Muammer. Ter içinde kalmış, yüzü toz toprak. Nefes nefese… Yokuş yukarı koşmak ne yorar adamı. Dağın eteklerinden gelen ısrarlı sesin davetine koşa koşa gelmişti. Bir olağanüstülük, bir kara haber, bir habersiz fırtına… Belki de bir müjde mi hiç geçirmedi Muammer aklından. 

SAÇLARININ KIVRIMINDAKİ TÜRKÜLER

 “Uçurumun kenarındayım Hızır/Bir gamzelik rüzgâr yetecek/Ha itti beni, ha itecek.”                Hatice idi adı. Kıvır kıvır saçlarıyla yanımıza gelir, meraklı gözlerle inceden inceye bizleri süzerdi. “Sabahtan akşama kadar derse girmekten, aynı şeyleri anlatmaktan sıkılmıyor musunuz hocam?” derdi. Viran olası haneyi, maişeti, hayatın zorluklarını anlatıp da