Browse By

Sihirli Ağaç

‘’ Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, bir köy varmış uzaklarda, bu köyde rüzgâr koca ağzını açar ve bütün gücüyle zavallı insanların paltolarını ve şapkalarını almaya çalışır, adeta insanlarla dalga geçermiş. Bu köyde yemyeşil ormanlarda kıpkırmızı, gelen geçenin ağzının sularını akıtan elma ağaçları, mis kokulu lavantalar ve rengârenk zambaklar varmış. Bu köyün halkı çok mutluymuş. Âşık delikanlılar sevgilileriyle buluşmadan önce ırmaktan akan şifalı ve sihirli ‘’kutup sularından’’ içer, sevgilileri için koca bir hasır çantaya lavanta ve zambak doldururlarmış. Âşıklar bu hasır çantanın uğur getireceğine ve aşklarının uzun ömürlü olmasını sağlayacağına inanırlarmış. Bu hasır çantayı alan kızlar, sevgililerine olan sadakatlerini göstermek için bu lavanta kokusunu içlerine çeker ve sadakat yemini ederlermiş. Çiftler, bu hasır çantayı ömürlerinin sonuna kadar saklarmış.

Günün birinde bu serin köyde insanlar hiç beklenmedik ve istenmeyen bir durumla karşı karşıya kalmışlar. Köydeki erkekler sevgililerini arkalarında bırakarak aşklarının yarım kalmayacağını ümit ederek savaşa gitmek zorunda kalmışlar. Aiden da Ellia’yı bırakmak zorunda kalmış… Halbuki daha Ellia ile buluşamamışlar bile, sadece köyde birbirlerini görüyorlar ve buluşacakları günün gelmesini sabırsızlıkla bekliyorlarmış. Bu köyde erkekler sevdikleri kızla buluşmadan önce buluşacaklarına dair söz alır ve kızlar için hasır çanta örmeye başlarmış. Ancak hasır çantayı örüp içine lavanta ve zambak yerleştirdikten sonra buluşabilirlermiş çünkü. Ellia’nın çantası ise daha bitirilemeden Aiden ve Ellia’nın yaşanamamış anıları gibi terk edilip eskimeye bırakılmış.

Ellia sarı saçlarını örüp vadideki zambakları koparıyormuş ve saymış tam 1 yıl olmuş. Hiçbir haber, hiçbir resim, hiçbir şey sadece Aiden’ın düşü. Ellia, Aiden’ı hayallerinde yaşatıyormuş, onun yüzünü, en son giydiği kıyafetleri hatırlamaya çalışarak. ‘’Gelmeyecek olsa da onu her gün bıkmadan sıkılmadan düşlerimde yaşatırım ve her şeye rağmen beklerim’’ diye düşünüyormuş.

3 gün sonra Aiden’ı tekrardan görebilmiş fakat neden beyaz bir örtü varmış üstünde? Neden bu kadar serin havada üstünde paltosu yokmuş? Peki ya neden bir taş kadar hareketsiz duruyormuş görmüyor muymuş Ellia orada, tekrardan kavuşmuşlar? ‘’Aman tanrım’’ demiş Ellia birden, ‘’nefes almıyor’’…Ellia’nın gözyaşları bir dere oluşturmuş.

Ellia, Aiden askerdeyken bir elma ağacına rengarenk ‘’umut kurdeleleri’ bağlamış ve Aiden’ın bir gün geleceğini hayal etmiş. Bu umut kurdeleleri Ellia’nın hayata tutunmasını sağlamış. Ellia, Aiden’ı işte bu elma ağacının içine gömmüş. Ellia her gün elma ağacının altına gidiyor, sevgilisiyle konuşur gibi bu elma ağacıyla konuşuyormuş. Ellia bu sevgi dolu ellerini ‘kutup suyunda’ yıkayıp bu güzel ağacın sert kabuğunda gezdiriyormuş. Belki bir umut diyormuş, belki bir umut.

Bir gün Ellia yine elma ağacının yakınından geçerken kıpkırmızı olan ve adeta Ellia’ya gülümsüyormuş gibi bakan bir elma görmüş. Bu elma, Ellia’nın dikkatini çekmiş. Artık yaşlanmış olan Ellia, yalpalayarak ağaca doğru yaklaşmış artık ayakları da çok iyi tutmuyormuş sürekli düşüyormuş. Ellia, elma ağacına yaklaştıkça, ağacın ona bir şeyler anlatmaya çalıştığını hissetmiş. İyice yaklaşmış. Elma ağacı, Ellia’nın güzel anılarını ve anılarındaki güzelliği canlandırıyormuş. Ellia rüya görüyor olamazmış.  Elma ağacından ışıltılar yayılıyormuş ve sanki bu ışıltılar bir araya gelip solmuş fotoğraflarda kalan bir yüzü gün ışığına çıkarıyormuş. Ellia uzun süreden beri ilk kez kelebeklerin cıvıldadığını ve suyun suyun sakinleştirici derin sesini bir daha duymuş; bu ses bütün bedenine ve ruhuna yayılmış. Ellia tamamen içgüdüsel olarak yaşlanmış, beneklenmiş ve buruşmuş elini ağacın gövdesinde gezdirmiş. Her gece daha da özlediği fakat her gün daha da uzaklaştığını hissettiği bir ses ona sesleniyormuş: Ellia.

Bir anda ağaç ortadan ikiye yarılmış. Ellia, Adaen’ı tekrardan gördüğüne inanamıyormuş.

Kendi kendine: ‘’içindeki, içindeki, aman tanrım Aiden, sen misin? Nefes alıyor.’’ demiş.

NEFES ALIYOR’’

Diye anlatırlar bizim köyde. Bu efsaneyi buralarda bilmeyen yoktur. Bana da anneannem anlatmıştı.

 

Lara İrem KOÇAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir