Browse By

Mektup

Efendim!

Bilseniz sizi ne kadar özledim. Bir ben değil, sizi tanıyıp bilen, hatıralarınızı dilden dile dinleyen hemen herkes özledi. Ne de çok hayır şahitleri biriktirmişsiniz güzel insan.

Hatıralarınız ve atasözü olmaya aday sözleriniz köyümüzün sınırlarını çoktan aştı. Farklı şehirlere ve ülkelere taşınanlar sizden alabildiklerini de yanlarında götürdüler. Halâ sohbetlerine tuz-biber yapmaktalar.

Neydi o günler efendim!? Siz gelmeden düğünler başlamaz, davullar çalmaz, kazan kapakları açılmazdı. Düğünler bir tarafa siz gelmeyince cenazeler kalkmaz, ölmüşlerimiz defnedilmezdi. İyi günde kötü günde gözler hep sizi arardı. Siz isim koyuncaya kadar çocuklar isimsiz büyürdü. Bekir Amca gibi daha niceleri sizin tasvibinizi almadan doktorun verdiği ilacı dahi kullanmazdı.

O yıllarda kalemtıraş ve silgi pek olmazdı. İğnelerin toz kısmının muhafaza edildiği şişelerin kapak lastiklerini silgi yapardık. Kalemlerimizi de çakınızla siz açardınız.

Bir defasında kalemlerimizi bir taraftan açarken diğer taraftan derse devam edip şöyle demiştiniz: “Çocuklar! Bir gün gelecek, ‘yaz’ deyince kendiliğinden, elinizi vurmadan yazan kalemler çıkacak.”

Nasıl olur bu diye çok düşünmüş, çözememiştim. Şimdi bizim gibi kalem kullananlar kınanıyor. Sahte akıllı telefonlara söylüyorsun, yazıyor.

Avşar Amca’nın oğlu Süleyman, İstanbul’da bir okul kazanmıştı da hem kendisi hem de hanımı Hasibe Teyze onu göndermemek için ayak diretmişlerdi. Ta ki siz: “İyi olur, gitsin; ben İsmail’e güveniyorum, siz de güvenin, İsmail bizi utandırmaz” deyince göndermeye razı olmuşlardı. Şimdi savunma sanayine yazılım yapıyor.

“Çocuklar okumasınlar, okurlarsa gavur olurlar.” korkusunu köylü sizin sayenizde yenmişti. Yenmişti de köyümüzün çocukları lise ve üniversite ile tanışır olmuşlardı.

Kimin eline bir kitap geçse onu ilkin sizin görmeniz gerekirdi. Sizin onayınızdan geçmeyen kitaplar okunmazdı. Hasan Basri Çantay’ın Kur’an meali bile günlerce sizin tasvibinizi beklemişti. Üç ciltlik kitabın üçünü birden üç kere öpüp başınıza koymuştunuz.

Bazı işleri örnek olsun diye belki de alenen yapardınız. Onu sizin yaptığınızı herkes bilirdi. İşlerinizden kimisi de vardı ki o işi sizin yaptığınızı yıllar sonra öğrenirdik. Bazılarını da kimin yaptığını hiç bilemedik ama gümanımız hep sizden yana oldu.

Nazife ile Özdemirlerin Osman ayrılmışlar diye duymuştuk. Sonradan duyduğumuza göre ayrılmamışlar da ayrılmaya karar vermişler. Bunun üzerine siz bir akşam onların ziyaretlerine gitmişsiniz. Ertesi sabah âdeta yeni ve mutlu bir yuva doğmuş. Sonrası ismini sizin koyduğunuz üç çocuk… Hatta büyük kızları Meryem’in nikâh şahitliğini de duyduğuma göre siz yapmışsınız.

Bunları niye mi anlatıyorum, hem de bildiğiniz şeyleri. Size yazarken sizinle sohbet ediyor gibi oluyorum da ondan. Sözü uzatmak için de bu hatıraları vesile kılıyorum. Umarım kusuruma bakmazsınız.

Nazife-Osman çiftine hangi tılsımı uyguladınız, bunu kimse bilmiyor. Keşke bilseydik de ayrılan onlarca, yüzlerce çiftten bir ikisine merhem olabilseydik. Şimdi evlenenlerin üçte birine yakını ayrılıyormuş. Bazıları da ayrılma olmasın diye nikâhsız olarak birlikte yaşıyorlarmış. Geçenlerde bir gazete haberinde “dört çocuğunun annesiyle evlendi” diye bahsediyordu. Siz de bilirsiniz Matematik ve Türkçe derslerim hep “pekiyi” olurdu. Pekiyi olmasına pekiyi idi ama haberdeki bu cümleyi bir türlü anlayamadım. Neyse…

Selman Amca’nın öküzleri yoncadan şişip ölünce tüm köy yas tutmuştu. Nereden buldunuz, nasıl ettiniz kimse bilemedi ama siz Selman Amca’ya kısa zamanda iki öküz aldınız. Çok şükür, böylece o sene hasat tarlada kalmadı. Gerçi köylü tarlada hasat bırakmazdı ya.

O günlerde “Arif Hoca bu kadar parayı nereden bulmuş?” diye çok konuşuldu. Sırrınızı nice zaman öğrenemedik.

Bir yardım kasanız mı, sandığınız mı öyle bir şey varmış. Bunu bilen ve durumu iyi olanlar mahsul döneminde veya bir şey sattıklarında bir miktarını size verir, siz de sandıkta muhafaza eder, acil durumlarda bu kasayı devreye sokarmışsınız, sonradan öğrendik.

Ben küçüktüm ama babamdan dinlediğim ve çok hayretimize giden bir hatırayı da şimdi hatırladım:

Muhtar Ramazan Amca azalarıyla birlikte size gelmiş. Muhtarlık mührünü önünüze bırakıp: “Hoca! Bundan böyle muhtarımız sensin.” demiş. Siz, bunun mümkün olamayacağını, gerekçelerini de anlatmanıza rağmen onlar bu sözleri hiç duymamış gibi çekip gitmişler. Söylendiğine göre mühür bir ay kadar sizde kalmış.

Köyün sokaklarında yürüdüğünüzde herkes size bir şey ikram etmek için yarışa girerlerdi. Sizin gibi zayıf bir insan, bunların hiçbirini geri çevirmez az da olsa ikram edenleri gönüllerdiniz. Ne var ki bu kadar ikram yine de zayıflığınıza çare olmazdı.

Sizi erkekler lafa tutarken Mehpâre Yenge’m de hanımların sorularını cevaplar, onlara korsan eğitim verirdi. Duyduğuma göre köyün kadınları en güzel turşu ve reçelin nasıl yapılacağını ondan öğrenmişler.

Ah Arif Hoca’m ah! Erken yaşlandınız. Allah Hz. Nuh’a verdiği ömürden biraz da size verse ne olurdu, demeden edemiyorum. Hikmetini kendi bilir tabi.

“Asıl usta sadece maharetli olan değil, aynı zamanda maharetli kalfa yetiştiren” derdiniz. Sahi siz niye kalfa yetiştirmediniz. Yeriniz boş mu kalacak şimdi?

Bir Ramazan ayıydı köylü imam bulamamıştı da, Ramazan mahzun olmasın, cemaat teravihsiz kalmasın diye o sene köyün cami hocalığı görevini de siz yapmıştınız.

Size “Yaşlandınız.” diyorum ama görüyorum ki talebelerinizden torun sahibi olanlar var. Hatta torunlarından anne-baba olanları bile var.

Bizleri de soracak olursanız Efendim, hamdolsun yaşıyoruz. Şimdiki gençlere “Z kuşağı” diyorlar. Onlar ölçüsüz eğlenmeye “yaşamak” diyorlar. Orta yaşlılara “Y kuşağı” diyorlar. Onlar yani benim de içinde olduğum grup, yiyip-içip dolaşıyorlarsa, çene yapacak bir de dostları varsa buna “yaşamak” diyorlar.

Siz bize yaşamayı: “Üretmek, artmak, artırmak, gelişmek, sevmek, sevilmek ve yaratılış gayesine uygun hareket etmek” gibi kelimelerle ifade ederdiniz. Şimdilerde sizin tarifinize göre yaşayanlar çok azaldı Efendim.

Hep olumsuz hikâyelerimle sizi üzdüm. Güzel şeyler de olmuyor değil.

Sizin gibi hocaların talebeleri sayesinde askerimizin ihtiyacı olan silah ve mühimmatın alelekseri şimdi yerli üretim oldu. Yerli helikopterimiz oldu, insansız hava araçları üretildi, böyle giderse yerli uçağımız bile olur inşallah.

Siz derdiniz ki: “Rabbimiz önce öğretmeni, sonra kitabı gönderdi, öğretmensiz kitap, insanı bilgiç yapar, ukalâ yapar.”

Ne demek istediğinizi şimdi daha iyi anlıyorum efendim. Herkes her şeyi biliyor. Ya da bildiğimizi sanıyoruz. “Bence….”, “Bana göre…..” diye başlayan cümleler kural tanımıyor. Usul bilgisi rafa kalktı. Kimi ateist, kimi deist, kimileri de satanist oldu.

Hepsinin ortak özelliği pozitivist bir bakış. Konuşmak kolay, yapmak zor geliyor. Sabır yok, acelecilik çok. Okumak, dinlemek, araştırmak vakit kaybı olarak görülüyor. Büyük ve keskin hükümler vermek ise çok kolay. “Yaralar mıyım, üzer miyim, bir günaha sebep olur muyum?…” gibi gönül duyarlılığı neredeyse kalmadı.

Merhamet, saygı, şefkat, fedakârlık, sıla-i rahim, kardeşlik, cömertlik vb. terimler sözlük mahkûmu oldular.

Bir salgın hastalığın girdabında ne hazanlar ne hüzünler yaşıyoruz bu günlerde. Ezanların sesini uzaklardan dinler olduk bir süre. Hamdolsun şimdi camilerimiz yine cemaatle doldu.

Ah Efendim ah!

Köyümüze nohut, fasulye, ceviz sizinle geldi. Buğday, arpa, yulafın dışında pek ziraatımız olmazdı. Şeref Amca’nın jawa motoruyla bir torba toprağı ilçe tarıma götürmüş bir ay sonra müjdeli haberi getirmiştiniz. Mümbit bir toprağımız varmış da kıymetini bilmezmişiz. O günden sonraki yıllarda köylünün eli para görür olmuştu.

Mektubuma  “öğretmenim” diye başlamadım Arif öğretmenim. Sadece ismi öğretmen olanlarla karıştırmamak için böyle yaptım müsamahanıza sığınarak.

Efendim! Bu mektup size ulaşır da okursanız ne yapar eder cevap yazar veya yazdırırsınız. Yok, eğer cevap gelmezse anlarım ki artık Fatiha istiyorsunuz.

Sizi çok özledim Arif Öğretmen’im! Sizi çok özledik Arif Hoca’m!

Sizin gibi öğretmenleri çok çok özledik Efendim.

Ellerinizden öperim efendim.

 

Talebeniz, sınıf başkanı Yıldırım ALKIŞ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir