Browse By

Kahramanın Yolculuğu

Kahramanın Yolculuğu, Joseph Campbell’ın Dünya Tarihindeki bir çok efsane ve miti araştırarak oluşturduğu bir kavramlar dizisidir.  Bugün dünya üzerinde çekilen bir çok filmin senaryo yazımında bu kalıp kullanılmaktadır.  Kahramanın Yolculuğu kavramı belirli aşamalarla sunulduğunda öykü anlatılırken herkesin anlamasını sağlayan standart bir dil oluşturur. Yazarlar yazma aşamasında ruhunun ve duygularının sezgisel bir şekilde yaptığı seçimlerin sorgulanması ve belirli kalıplara dayandırılmasından pek hoşlanmasalar da kahramanın yolculuğu kavramı bir formül değil, gerektiğinde başvurulacak bir form ve başvuru kaynağı olarak görülebilir.

Günümüz de standart dil ve yöntemlerin kullanılması yerel farklılıkların toplu üretim mekanizmalarıyla yok edilmesine neden olmaktadır.  Sonsuz çeşitliliğine rağmen sinemada, tiyatroda, edebiyatta, mitolojide, masallarda kahramanın öyküsü özünde bir yolculuktur. Bir kahraman, tehlikeli bilinmedik bir dünyada maceraya atılmak için rahat sıradan dünyasını terk eder. Bu yolculuk gerçek bir yere doğru yapılan fiziksel bir dış yolculuk da olabilir. Bir labirent, bir şehir yada ülke, orman, mağara, dağ, gezegen, düşmanlarının bulunduğu bir yer de olabilir. Kahramanın yolculuğu kalbinin, ruhunun derinliklerine yaptığı bir iç yolculuk da olabilir. İyi bir öyküde kahraman değişir ve gelişir. Aşktan nefrete, umutsuzluktan umuda, zayıflıktan güce ulaşır.

Kahramanın yolculuğu aşamalarını kendi yazarlık yolculuğuma uygulayarak anlatmak istedim. Siz de bu kavramı kendi öykünüze göre yorumlayabilirsiniz.

  1. Sıradan dünya

Sıradan dünya, kahramanın hikâye başlamadan önce içinde bulunduğu haldir. Genellikle huzursuz ve rahatsızdır, bir arayış içindedir. İzleyici veya okuyucu bu arayıştan dolayı kahraman ile empati kurar.

 

Kendimi bildim bileli yazar olmak istediğimi on iki yıl önce bir yaz günü oturup yazmaya başlayınca anladım. O zamana kadar ne yaparsam yapayım, hep bir eksiklik, bir boşluk vardı.

  1. Maceraya çağrı

Burası kahramana problem, meydan okuma veya atılacak bir maceranın sunulduğu yerdir. Bu çağrı dışarıdan veya kahramanın iç dünyasından gelebilir. Kahraman, değişimin başlangıcıyla yüz yüzedir.

 

İçinde bulunduğum dünyanın üstünde cam bir fanus vardı. Benim çizdiğim sınırlar yüzünden bir türlü o sınırı geçemiyordum. Bütün insanların çoğunda olduğu gibi bende de hayatımı yazsam roman olur fikri vardı. O zaman farkında değildim insanların yüzde doksanının aynı boyutta yaşadığının birbirinin aynısı hikâyeleri olduğunu, aslında çok az hikâye konusu olduğunu farkında değildim.

Aslında hep yazar olmak istemedim, nedenleri zamanla değişse de hep yazar olmak istemiştim. Otobüsle giderken belediyenin açtığı bir yazarlık atölyesi ilanını gördüm. Hemen başvurdum. Ardından da oturup yazmaya başladım. Yazarken içimde karanlık bir yerler olduğunu, oralara fazla yaklaşırsam benim için hiç iyi olmayacağını hissediyordum. İçimdeki yazarın harekete geçtiğini şahane şeyler yazdığımı düşünüyordum. Gerçi okurken kendim bile esniyordum. Ağdalı bir duygusallık ve iç dökme niteliğindeydi ilk yazdıklarım.

  1. Çağrının Reddi

Genellikle bu nokta kahramanın sunulan maceraya olan gönülsüzlüğü ve duraksaması halidir. Bilinmeyenin korkusu yaşanır, maceradan uzaklaşılır.

Yazmak çok zordu. Yazdıklarının derinliğinin olabilmesi için öncelikle kendi derinliğin olması gerekiyordu. Hayatta yapılacak daha eğlenceli şeylere kendini kaptırıp bazı dönemler yazıdan uzaklaşabilir bir yazar. Ben de yazmaktan kaçmak için başka bir çok şeye zaman ayırdım. Fotoğraf çekmek, film izlemek, arkadaşlarla sohbet, kitap okumak varken kin ister ki bir odaya kapanıp günlerce bir boş sayfayı doldurmaya çalışmakla. Yazmaya oturduğum da acil olarak yapılması gereken bir sürü iş aklıma geliyor. Bu kadar iş varken nasıl yazmaya zaman ayırabilirdim. Çağrıyı reddetmek için yüzlerce neden bulunabilir, buna rağmen yazmaya devam ediyorsan, yazıyorsan yazar olabilirsin.

  1. Rehberini Bulma

Kahraman yolcuğunda kendisine yardımcı olacak eğitim, ekipman veya tavsiyeler alacağı, ruhsal rahatlığa erişeceği bir akıl hocasıyla tanışır.

Yazar olacaksam, birilerinden yardım almaya ihtiyacım olduğunu biliyordum. İnternetten araştırmaya başladım. İlk mentorumla öyle karşılaştım, halen hayatımda bana en yakın olan insanlar kimler diye düşündüğüm de ilk aklıma gelen insanlarla gittiğim öykü atölyesinde tanıştım.

Atölyedeki hocamız, ödül kazanmış dört beş tane romanı olan bir yazardı. Çok hayrandım. Burada gerçek bir yazarın deneyimlerinden yararlanacağım için kendimi çok şanslı hissediyordum. Hocamız, karakter, kurgu, zaman, olay örgüsü, metafor diyordu. O zaman anlattığı şeyler şu an bile kelimesi kelimesine aklımda. Küçük metinler, alıştırmalar, yazarak başladık. Kısa kıpkısa öyküler, denemeler yazdım. Bu katıldığım ilk atölye sayesinde o büyülü dünyaya giriş yaptım. O günden bugüne kadar bu hayatta beni en mutlu eden şey, ailemin sevgisi ve mutluluğu dışında yazmaktı. Bir yandan en mutsuz eden bu mutsuzluk, sonu karanlık mutsuzluklardan kanırta kanırta acıtan, acıttıkça rahatlatan bir ruh haliydi.

Bence bir yazarın en önemli akıl hocası kitaplardır. Okumazsan yazamazsın bu bir gerçek.  Bazı kitapların akıl hocalığı  okuyup bitirdiğin de geriye bir şey kalmadığın da bitiyor. Bazılarını ise örneğin klasikleri her on yılda yeniden yeniden okuyarak rehberliğine başvurmak ihtiyacı duymalıdır bana göre bir yazar.

  1. İlk eşik

Maceranın ve yolculuğun gerçekten başladığı, hikâyenin yükseldiği an bu ilk eşiğin atlandığı andır. Bu aşamada kahraman artık sıradan dünyada değil, özel bir dünyadadır.

İlk öykümün yayınlanması, artık yazabildiğimin bir göstergesiydi. İstesem de artık yazmayı bırakamayacağımı anladım. Bundan sonraki aşamada her yazdığının bir öncekinden daha iyi olması gerektiğini kavraman, bunu başarmak ne kadar zor, esin perileri her zaman etrafında dolaşmayacak, esin perilerini kovalaman gerekecek. Bu kadar didinmenin sonunda hiçbir yere ulaşamıyorsun gibi gelecek ama bir şeyler değişecek gelişecek ve olgunlaşacak yazarlığın.

  1. Testler, dostlar, düşmanlar

İlk eşik geçildikten sonra kahraman yeni dünyanın kurallarını tanımaya başlar; dostlar ve düşmanlar edinir, sınavlarla karşılaşır.

Bir yazarın dostu da düşmanı da kendisidir. Hiç kimse size yaz, demiyor ki içinde yazma aşkı varsa, herkes yazma dese de yazmamak gibi bir şansı kalmıyor yazarın.

  1. Büyük soruna yaklaşma

Kahraman ve kahramanın dostları bu yeni dünyadaki en büyük soruna doğru yaklaşır ve onunla yüzleşir. Bu aşama yolculuğun ikinci eşiğidir. Yeni dünyanın en tehlikeli yeridir.

Bu aşamada en büyük problem kendin olabilmek, ne istediğini bilmek bunu araştırırken de aslında istediğin şeylerin başlangıçta istediğin şeyler olmadığını fark etmek. Şimdi başlangıçtaki kişi de değilsin olmak istediğin kişiye varmana da fersah fersah yol var. Ne yapacaksın devam mı edeceksin yoksa eski güvenli, korunaklı alanında mı kalacaksın.

  1. Büyük değişim, çile

Yolculuğun ve hikâyenin ortasına doğru yaklaşıldığında kahraman ölümle veya en büyük korkusuyla karşı karşıya kalır.

Bir yazarın en büyük korkusu nedir?  Yazarlığını öğrenebilsem bile gerçekten değeri olan bir şeyi, hiçbir zaman yazamazsam?

  1. Ödül, ceza

Büyük değişimin sonuçlarının yer aldığı aşamadır. Kahraman ölümden veya sorundan kurtulur. İzleyici veya okuyucunun rahatladığı yerdir.

Yazmak hem en büyük ödül hem de büyük ceza. Birçok şey kazanırsın ama eskiden önem verdiklerin artık senin için önemsizleşir. Bugün bu kadar önemsizse neden bunca zaman harcadım, diye düşünürsün. İyi ki de yazıyorum, ya yazmasaydım, ya da okumasaydım, o sıradan dünyada hep hapis kalsaydım. En büyük ödül yazabilmek.

  1. Dönüş Yolu

Kahramanın macerayı tamamlamak için harekete geçtiği aşamadır. Yolculuğun sonu geliyordur artık yeni dünyadan çıkış yapılır. Kahramanın en büyük sınavını verdiği final aşamasıdır. Yeniden doğuşun ve artık eskisinden çok farklı bir yerde olan kahraman başlangıçtaki çatışmalarından da kurtulur ve saflaşır. Yolculuğundan kalan değerlerle kahraman sıradan dünyaya dönüş yapar.

 

Yazmak, kendinden yola çıkarak başka insanların derinliğine ulaşabilmeyi mümkün kılıyor. Kendini bilmeden, başkalarının hikâyelerini yazabilir mi bir kişi. Yazsa bile yüzeyde kalır, boyut kazanamaz. Yazmak herkesin kendi çizdiği yolda yürümesidir. Bu yolda yürürken başkalarının ayak izlerini de takip etmek gerekir. Her kendi yordamını, özgünlüğünü korumak hem de edebi açıdan değerli eserlerin izlerini de taşıyarak.

Yazarın yolculuğu, hep devam etmelidir. Bir yolculuk bittiğin de başka bir boyutta yeni yolculuklar başlamalıdır. Durduğunda bitti dediğinde yeniden başlamalıdır.

 

Hülya HACIZADE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir