Browse By

İnsan ve Ağaç

İnsan yaratılmışların en üstünü, gayesi olan, anlamı olan bu fani hayatı yaşarken; hayatın gayesi-nin imtihan olduğunun farkında olma neticesinde, halifeliğini tescilleme ile imtihanı kazanma ya da kaybetme sonucunda da ebediyetinin nasıl olacağını kendi hazırlayan bir canlıdır.
Yaratılmış olan canlıların birçok ortak nokta-ları vardır ki, kimi zaman mahlûkat insana benzeti-lirken kimi zamanda insan bir mahlûkata benzetilir. Bunlardan biri de yeryüzünde bulunan ağaçlardır. İnsan da, ağaçta bir kaç nokta da benzerlik gösterir. Netice de ikisi de dünya da bir hayat sürerler. Aynı gökyüzünün altında, aynı toprağın üzerindedirler. Aralarındaki en bariz fark belki de insanın yeryü-zünde dolaşması ağacın ise sabit kalmasıdır.
İnsan tek bir ağaç gibidir, dünyaya yalnız gelir, yal-nız yaşar ve yalnız gider. Bu yolculuğu doğum ile başlar çocukluk, gençlik ihtiyarlık derken dünyaya veda edip kabir sırat devam eder.
Ağaçta insan gibidir. Önce bir tohum, sonra filiz olacak, zamanla olgunlaşacak, ihtiyarlayacak ve en sonunda “Her canlı ölümü tadacaktır” emrince o da hayata veda edecektir.
İnsan çeşit çeşittir: karakter, inanç, renk, şe-kil vs., ağaçta böyle değil mi, şekil, renk, meyveli, meyvesiz; söğüt, çınar, selvi vs. gibi kendi araların-da çeşitlere ayrılmaz mı? İnsan inanç bakımından üçe ayrılıyor. Kâfir, Münafık ve Mümin. Her insa-nın asli bir vazifesi vardır; kulluk etmek, o bu dün-yaya boşu boşuna gönderilip başıboş bırakılmamış-tır. İnsan yaşam bakımından ayrılırken de meyveli, meyvesiz ağaca benzetilir. Mümin meyveli bir ağaç gibidir, hem güzel çiçek açar hem meyve verir. Fay-dasız insan biraz meyvesiz ağaca benzetilir. Hatta ağaç insandan daha üstündür. Çünkü İnsan eğer asli vazifesini yapmaz bu sınavı kaybederse eğer esfeli-safiline, hayvandan da daha aşağı düşer.
Dünyayı sadece eğlence yeri görüp ahiret âlemini görmezlikten gelen İnsan bir çam ağacına benzetilir. Çam ağacı kışa direnir hiç yaprak dök-mez. O her zaman yeşil kalır. Onun hayatında ölüm yok gibidir. İnsan da ölüp gideceğini, dünyanın geçi-ci olduğunu bilmez unutur ise o da verilen mühlet bitince bir gün çam ağacının ayakta iken içten kuru-yup devrilmesi gibi kuruyup, devrilip gider.
Yaşamak, sadece beden ile ruh ile değil, in-sanın bu âlemdeki yolculuğu bittiğinde de devam eder. Bunun en somut örneği ise insan hayatında faydalı bir eser yani Sadaka-i Cariye bırakırsa amel defteri kapanmaması hasebiyle bir nevi yaşamaya devam eder tıpkı bir çınar gibi. Çınar da uzun yıllar ayakta kalır. Türkiye de birkaç ilimizde birçok asır-lık çınarların olduğunu hatırlarsınız. Osmanlı’nın kurucusu Osman beyin rüyasında, göğsünde büyü-yen çınarda görüldüğü gibi uzun ömrü temsil etme-sinde bir ortak noktadır. Ve bu çınarın insana yansı-malarından biri de hiç şüphesiz ameli Salih, iyilik ve güzelliktir.
İnsan; hayatta yaşarken çoğu zaman inişli çıkışlı yaşar. Hele bazıları vardır ki ne itikadı ne du-ruşu, dolayısıyla ne de ameli düzgündür. Kalp gö-züyle ona bakanlar onu eğri büğrü bir söğüt ağacına benzetirler. Bu tip insanlar dünyanın tüm nimetini tadar ama söğüt ağacının bazen göze sularını kurut-masına kadar su aldığı gibi dünyadan faydalanır la-kin ortada hiç meyveleri olmaz. Bu nokta da aslında söğüt ağacı insandan daha iyidir. İnsan yeniden di-riltilip hesap verecekken söğütün böyle bir sıkıntısı yoktur. Şunu da ifade edelim ki söğütte ceza olarak dünya da odun olup ateşe girer kül olur ama insan ahrette ateşe atılıp kül olmakla da kurtulamaz.
İnsan doğru yaşamalı dimdik durmalı, kendi-nin kaide ve kuralları olmalıdır. Eğer çevresine fay-dalı olamıyor, bir nevi meyve veremese de etrafına zararı olmamalıdır. Tıpkı bir selvi gibi. İnsan doğru yaşarsa eğer yine faydalı olur, selvi ağacı da meyve vermese insanların hizmetinde kullanılır. Doğruluk ile bazen bir tahta bazen bir direk olur. Ama muhak-kak bir işe yarar. İnsan doğru yaşarsa eğer; “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diri-lirsiniz” kaidesince doğru ölür. Bu doğruluk umulur ki onunda ebedi kurtuluşuna vesile olur.
İnsan; bu engebeli hayatta bazen faydalı ba-zen zararlı olabilir. Yaşadığı hayatın ortamına göre şekil alır; bir nevi çevresini cennetlikler ile donata-maz, arkadaşlarını iyi seçemezse “Kişi arkadaşının dini üzeredir” fermanını unutursa hem zarara uğrar hem etrafına zarar verir. İyilerle olur, ahretlik kar-
Ömer ÇAKMAK
İnsan ve Ağaç
Kasım/Aralık 2020
Sayfa 17
ardan olur. Bir ağaçta gündüz güneşin dostluğu aydınlığı ile etrafa oksijen verirken gece karanlık etrafı sardığında oksijeni alıp etrafa karbondioksit vermeye başlar.
Bizler şehir meydanlarındaki birkaç ağacın beton binalara inat ayakta durması gibi Hakk’ın em-rine, Kuran’a, Peygamberimizin sünnetine uyarak, bunca kirliliğe bunca dünyanın derdine, tasasına rağ-men birbirimize Hak için yardım ederek ayakta kalmalıyız. Yaşantımızla, etrafa görüntüsüyle, verdiği oksijenle faydalı olan ağaç gibi olmalıyız. Öyle ki görüldüğünde Allah hatıra gelen müminlerden ola-lım. Ve her şeyin sanal yaşanmaya başladığı fani dünyada kimse bizden cüzzamlı gibi kaçmasın.
İnsan ve ağaç Allah’ın yarattığı birer canlıdır. Hiç bir yaratılan boşuna yaratılmamıştır. Taş bile zikr ederken, renk renk çiçek açan meyve veren meyvesi olmasa dahi dünyanın akciğerleri ormanları oluşturan ağaç boşuna olur mu, haşa. Elbette taşlar gibi ağaçlar da zikir eder. Hatta insan kalbi zikir ile tatmin olurken ağaç zikir ile filizlenir büyür ve olgunlaşır.
Elbette insan ile ağaç aynı değildir. İnsan kulluk için yaratılmış eşrefi mahlûktur. Allah insanın faydalanması için her şeyi yaratmış ve onu yeryüzünde halife kılarak birçok şeyi de emrine vermiştir. Biz ağaç değiliz düşünen, vazifesi, yaratılış gayesi olan ahrette hesaba çekilecek olan insanız. Eğer dü-şünmez verilene uymaz isek ağaçtan daha kötü, kütükten daha faydasız duruma düşeriz. Çünkü o ağaç dahi Efendimiz (S.A.V.) emrine uymuş, “Ey ağaç gel” dediğinde yanına gelmiştir. Biz bu emre uymaz isek bizi ateşten kurtarmaya çalışan peygambere karşı çıkmış ve rahmet yağmurlarına isyan şemsiyesi açmış oluruz. Bu da bizi Allah muhafaza cehenneme yuvarlar.
Bir ağacın, O’nun Resulünün emrine uyup geldiği gibi, bizde O’nun ilk emri olan Oku emrine uyalım. Okurken dünyalık için; ağaç olup iyi bir mertek ya da odun olmak için değil, Hakka kulluk için, gerçek hayatı yaşamak için okuyalım…
Bizler çevremize ibret nazarı ile bakıp ağaçlardan ibret alalım. Ve onların bize hal diliyle söyle-diklerine kulak tıkamayalım ki yarın, oynadığımız bu hayat oyunun sonunda olacağımız sınavdan aldı-ğımız not ateşe dönüşmesin.

Ömer ÇAKMAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir