Browse By

Bozkırda Bir Garip

Bülbül hayli oldu bağdan gideli
Uzak bağda öten Neşet Hoş geldin
Aşıkların hepsi Hakk’tan badeli
Gözümüzde tüten Neşet Hoş geldin.
Sen bizim ovaya türküler ektin
Ektiğin türküden çektin ha çektin
Gönül dolusunu gurbete döktün
Bir gelip bir yiten Neşet Hoş geldin.
İnce ince gurbet yakar insanı
Sıladan ayrılmam derdin ha gardaş hani
Güzel toprağımın ey bülbül canı
Gamlı gamlı yatan Neşet Hoş geldin.
Serin olur Ilgaz Dağı’nın başı
Seninle çok yedik ekmek aşı
Mahsuni Şerif’in gara gardaşı
Bir doğup bir batan Neşet Hoşgeldin.

Aşık Mahsuni ŞERİF böyle yazmış “Gara gardaşına” . Kendi deyimi ile “garip gelip, garip giden” Neşet Ertaş için. Gariplerin Neşet. Geçtiğimiz 25 Eylül ölümünün 8. Yıidönümüydü. Onu anlatmaya elbette burada yazdığım değil Ansiklopediler yetmez.
Bir konserinde sahnedeyken “sizden de sır çıkmaz ya yaşım 78 oldu” demişti. O yaşına rağmen seyirciyi kıramayıp çıkmıştı sahneye. Gürül gürül çalıp söyledi, coşturdu, duygulandırdı. Yeri geldi ceketini çıkarmak için izin istedi seyircisinden. “Geldiğiniz yollarda izim var, ayaklarınızın turabı, gönüllerinizin hızmatçısıyım” dedi. Tevazuyu o bedende o dilde gördüm ben. Konser biletli mi olsun diyen organizatöre “halkımızın cebindeki parayı alamam” deyip ücretsiz olmasını önerdi. Sahnede terini silen görevlinin ellerini öptü.Önemli bir Halk Müziği sanatçısı ve programcısı olan Bayram Bilge Tokel’in Salkım Söğüt isimli programında “Ağabey, yeter yoruldun” diyen Tokel’e “aşkınan çalan yorulmaz Bayram gardaş” diyerek resitaline devam etti. Türkülerini okuyanlara, sahiplenenlere ses etmedi ama “türkülerimi okusunlar, sözlerini iyi bellesinler, değiştirmesinler” dedi. “Kalpden kalbe,gönülden gönüle kimsenin görmediği bir yolun olduğunu” bilen bir Neşet.Başka ülkelerde mesela:Bob Dylan’a Nobel Edebiyat ödülü verilirken. Bin tane Bob Dylan eden Neşet maalesef “garip” gitti. Böyle değerlerimize hayattayken sahip çıkamıyoruz.O para, hırs, makam, şöhret düşkünü olmadı. Verilen devlet sanatçılığı ünvanını “ayrımcılık” olmasın diye reddetti. Samimiyetin, saygının, sevginin, tevazunun timsaliydi . Bir garip geçti bu yalan dünyadan. Neşeydi, dertti, aşktı. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.Yalan dünyanın gerçek ve GARİP sanatçısı Neşet ERTAȘ

Altta NEŞET ERTAŞ’IN 2019 da ki ölüm yıldönümünde gazeteci Ahmet Hakan Coşkun’un yazmış olduğu yazıyı paylaşmak istiyorum… Tekrardan Büyük ustaya Allah’ tan rahmet diliyorum..

NEŞET ERTAŞ HAKKINDA 10 ŞEY

BİR: GÖNÜL

ANADOLU denilen coğrafyada “gönül” sözcüğünü sekiz farklı şekilde telaffuz edebilen tek kişiydi… Hiç kimse “gönül” sözcüğünü onun kadar farklı, onun kadar kalpten, onun kadar tumturaklı, onun kadar dokunaklı bir şekilde telaffuz edemezdi. Öldü ve “gönül” sözcüğü hem öksüz hem yetim kaldı.

İKİ: ACEM KIZI

“Uğrun uğrun kaş altından bakınca/Can telef ediyor gül acem kızı” diyerek, bir acem kızının mahcup ve kaçamak bakışlarının nasıl süper yalın, nasıl acayip sinematografik tarif edilebileceğini kanıtladı. Üstelik kızın burnunu fındığa, ağzını kahve fincanına benzettiği halde zerre kadar sakil kaçmamayı başararak…

ÜÇ: SIRLAR

Gösterişli postlara sahip bir mutasavvıf değildi, garip bir halk dervişi idi… Ama tasavvufu yalamış yutmuş gibi çığırdı türkülerini: “Kalpten kalbe giden gizli yol”u o tarif etti, “varıp bir canana ikrar verme”nin önemine o işaret etti, “evvel” ile “ahir”i aşkta o birleştirdi, dünyanın yalan olduğunun altını o çizdi.

DÖRT: RİTMİK KEDER

Gariplik, yetimlik, öksüzlük, dertlilik onun içine öylesine işlemişti ki en oynak, en kıvrak, en ritmik havalarının içine bile derin bir keder, dokunaklı bir hüzün, insanın içine işleyen bir acı sızardı… Ama farkında olmadan… Sıfır kurgusuz… Sıfır hilesiz… Hiç kasmadan… Öylesine…

BEŞ: EŞİTLİK FİKRİ

Sosyalizmden falan anlamasa da azılı bir sosyalist gibi “eşitlik fikri”ne adamıştı kendisini… Büyüklenenlere ders verirdi. Kibirlilerden tiksinirdi. Ayrımcılık yapanlardan uzaklaşırdı. Gerçek zenginliğin gönül zenginliği, gerçek yoksulluğun ise gönül yoksulluğu olduğunu söyler dururdu.

ALTI: BİRİCİK

Bağlama çalışı, tavrı, yorumlama biçimi biricikti. Kendi türkülerini bile her defasında farklı çalar ve söylerdi… Kendisinin olmayan türküleri de kendisinin kılarak söylerdi. Onun söylediği “Gesi Bağları”, diğerlerinden değişik olurdu. Herkes “Yozgat Sürmelisi”ni şöyle söylerdi, o böyle söylerdi…

YEDİ : BOZKIR

Sabaha karşı bozkırın ortasında seyreden bir uzun yol otobüsündesiniz… Radyodan “Zahidem” türküsü yükseliyor… Çiçekdağı’ndan dökülen gazeller, gurbette gezenler, el kadar hasırlar falan gözlerinizin önünden geçiyor… Tamam, işte Anadolu denilen coğrafyanın kederine inceden vakıf oldunuz. Neşet Ertaş’ın temel işlevi buydu.

SEKİZ: TEVAZU

Konserlerinde ceketini çıkarmak için dinleyicilerinden izin isterdi… Zerre kadar yapmacıklık barındırmayan bir şekilde “Ayağınızın turabı olayım” derdi… En hikmetli sözleri en sıradan sözlermiş gibi söylerdi… Artık eskilerde kalmış çelebiliği, efendiliği en tabii şekilde yaşardı…

DOKUZ: İNİŞLER ÇIKIŞLAR

Avazı çıktığı kadar bağırırken sesini kibar bir şekilde indirebilmekteydi. Ya da sesini kibar bir şekilde inceltmiş ve indirmişken kabaran bir sel gibi en yukarıya çıkarabilmekteydi… Dinlerken şöyle derlerdi olayı bilenler: “Kalmadı artık böyle sesini pervasızca çıkarıp kibarca indirebilenler.”

ON: EFSANE

Başyapıt sayısı bu kadar çok sanatçı var mıdır? “Ahu gözlerini sevdiğim dilber” efsane olmasına yeterken o tutmuş “Niye çattın kaşlarını ” söylemiş. “Evvelim sen oldun” efsane olmasına yeterken o tutmuş “Tane tane benleri var”ı söylemiş. “Mühür gözlüm” efsane olmasına yeterken o tutmuş “Zülüf dökülmüş yüze”yi söylemiş… Neyse… Devam etmeyeyim.

 

Murat Yarpuz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir