Browse By

Bir Eski Sonbahardı

Şapka takmanın asaletten sayıldığı zamanlara kadar uzansam. Bahçesinde sonbahar sarısı yaprakların uçuştuğu bir köşkten içeri girsem. Penceresine macun çekilmiş, tahta merdivenlerin basınca gıcırdayan basamaklarından ağır ağır çıksam. Saman kâğıdına basılmış kelime zengini, okunmaktan dağılmış, tamir edilmiş, eskimesin diye ciltlenmiş kitapların dolu olduğu bir kitaplığa uzansam. Elde yıkanmaktan eprimiş , kömürlü ütünün ağırlığında ezilmiş hep temiz hep eski takım elbisenin içinde bir adam, ses tellerini incitmekten korkarak “Aslında Azizim!” Diye başlasa söze.

Bir eski zamandı. Mevsimlerden zamanın zaruri kıldığı sonbahardı. Hani yemin etsem yeridir sonbahardan başka mevsim olamazdı. İlk anda değil ama başlangıç işte. Ah bir anlatabilse kesin sonbahardı diyecekti. İşte o zamanlarda kaderin çırpındığı, zorlandığı hatta ağladığını düşünecek olursak insan kafasının iradeye ne kadar hâkim olduğunu da biliriz. Şimdi o iradeyi anlatacağım. Başından başlasam roman olur. Ortasından başlayayım ki öyküsü olsun.

O mevsimle birlikte artık gözlerinin önünde hayal edebildiği bir yüze, belirsizliğin kaybolduğu bir ize rastlamıştı. Mevsim net. Eller ceviz karası ve artık unuttu cevizin tadını, utanacağı bir karalık kaldı ellerinde ve uzunca bir süre ellerini sakladı. Şimdi ne zaman çıksa o basamakları hatırında ne bir yüz ne bir iz var. Belleğinde sadece ellerinde ki ceviz karası! Oysa buraların böyle olduğuna bakmamalıydı zira ilkbaharda çok daha güzel olurdu. En azından ellerini karartacak bir şey olmayacaktı.

“Aslında Azizim, sonbahar üşütmez insanı, alıştırır kışa. Demem o ki hiçbir acıyı birden yaşamaz insan. Görmüştür göz ardı etmiştir. Hissetmiştir velevki derune inememiştir. Acı karşısına dikilince bilir ki iş ellerin karasından utanmaya kadar uzanmaktadır.”

Tekdüze bir hayat yaşarken kalbi birdenbire çarpmıştı. Her şey sanılanın aksine birdenbire olmuştu. Fakat acı duymamıştı. Acı saklanıyordu. Cevizin yeşiline, elin karasına, üstü çizilmiş bir tahtanın altına. Nahoş bir tat bırakıyordu ama acı bir türlü kendini ele vermiyordu. Bu asilzade haklı mıydı ne ? Vardı hatırında bir şeyler ama göz ardı ettiği şey acıya benzemiyordu.

“Sonra Azizim! Çok şahit çıkar. Ah ne çok şey bilmektedir o şahitler. Senin yüzünü görmediğin buz gibi gecelerde sadece sesini duyduğun bozacı ile şıracı bile aynı tarafta saf tutarlar. İşte bunların hepsi de acının keskin uçlarıdır. “

Gözlerini açtığında mevsim tüm şiddetiyle yazdı ve anıları sonbahar. Ceviz ağaçları henüz meyve vermemişti. Elleri temizdi. Çok şey olmuştu. Sayısız mevsim geçmişti. Fakat ;

“Aslında Azizim, geçmeyen tek şey senin hayatı durdu sandığın zamandı. Sonbahardı.”

 

Ayfer SOYER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir