Browse By

YAZARIN YOLCULUĞU KISA ÖYKÜ

Ben kısa öykü yazıyorum, kısa öykü okuyorum. Yaşadığımız çağda dünyanın her yerinde kısa öykünün yükselişte olduğu söyleniyor. Bunun sebebi belki insanların uzun metinleri okuyacak zamanlarının olmaması belki de uzun süre dikkatlerini verememeleri.

Benim yazmak ne kadar ilgimi çekiyorsa yazarın yolculuğu da o kadar ilgimi çekiyor. Nasıl yazmalı, neyi yazmalı, kimi yazmalı, nerede ve nasıl yazmalı bunlar da merak ettiklerim arasında.
Benim kısa öyküyü seçmemin sebebi bana sunduğu sonsuz olanaklar. Bana göre kısa öykünün başlangıcını yazmak en zoru. Başlamak yola çıkmak demek, bir kere yola çıktıktan sonra yolunu bir şekilde buluyor yazar. Bu yolculuğun sonunda varacağı yeri ne kadar hesaplasa da yazmak eyleminde nereye gidileceğini hikâyenin kendisi belirliyor.

Çehov, kısa öyküde illa bir başlangıç ve son olmasına gerek olmadığını söyler. Kısa öykünün tanımını yapmanın zor olmasının sebebi sonsuz olanaklara sahip olması ve kural tanımazlığıdır. Kısa öyküyü durum öyküsü ve olay öyküsü iki çeşide ayırırlar ama ben durum öyküsüne inanmam, bir öyküde muhakkak bir olay olmalı. Büyük olayları kastetmiyorum, cinayet, soygun, savaş olması gerekmiyor bir öyküde, yaşlı bir öykü kişisinin bir bardak suya ulaşmak istemesi, suyu almak için çabalaması da bir öykü konusu olabilir.

Karakter açısından ele alırsak bir kısa öyküde bir karakter olması bile gerekmez. Romanda olduğu gibi karakterin değişmesi, gelişmesi gerekmez. Bir zaman diliminde geçen olayları da anlatmayabilir. Kısa öykü yazarın elinde istediği biçimi alabilir. Bana göre karakter öykünün sonunda yaşadıkları sonucunda bir yere ulaşmalıdır. Bu ulaşılan yer okurun ulaşacağı yerdir. Kahraman değişir, dönüşür ya da başına ne gelirse gelsin değişmez aynı kalır, önemli olan okurun bunu görebilmesi.

Bir öykünün karakteri herkes olabilir, Bir tren istasyonunda gidenin arkasından bakan biri, seçim yapmak zorunda kalan bir anne, karşılıklı masalarda oturan kocanın çocuğunun katili olan karısına bakışı, o anda gizlidir. Karakter kendini anlatmaz, biz görürüz daha doğrusu yazar gösterir, sahneler canlanır okurun gözlerinde.

Günümüz kısa öyküsünde uzun uzun betimlemelere de gerek duyulmamaktadır. Okuyucuyu ayrıntı içinde boğmaya gerek yoktur kısa öyküde. Yazar bilmelidir. Karakterini geçmişini, dürtülerini, görünüşünü bilmelidir. Bunları önceden bilen yazar anıştırmalarla, uzun uzun anlatmaya gerek duymadan gösterebilir.

Kısa öykü ve roman birbirine benzetilse de birbirinden çok ayrıdır. Kısa öykü bir ana odaklanır. Bu yönüyle romandan daha çok sinemaya, resme ve fotoğrafa daha yakındır. Yazar bir ana odaklanır. Anlatmak istediği bu bir anı belki anlatması sayfalar sürebilir, ilmek ilmek örmesi gerekir o kısacık anı anlatması.

Kısa öykü yüz metre mesafe koşusuysa roman bir maratondur. Roman yazarının çalışma metotları ile kısa öykü yazma metotları birbirinden çok farklıdır. Bir kısa öykü yazarı öykü kişisi hakkında bir romanı dolduracak kadar bilgiye sahip olsa da anlatacaklarını bir kısa öyküye sığdırabilme mahareti gösterebilmelidir.

Kısa öykü yazarı, her öykü yazışında bir buluş yapmalıdır. Yazılmadık hiçbir şeyin kalmadığı bu dünyada kimsenin yazmadığı bir şeyi bulması gerekiyor öykü yazarının. Bunun yolu da hiç kimsenin bilemeyeceği kendi kişisel dünyasından faydalanması, kimsenin göremeyeceği kendi bakış açısından bu dünyayı anlatabilmesidir. Bunu yaparken de kendinden önce gelenleri bilerek tekrara düşmemelidir. Söylendiği gibi belki yazılacak yeni bir şey yoktur, belki de kaç tane insan varsa o kadar hikâye vardır.

Hülya HACIZADE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir