Browse By

YAKAZA

Yollar tertemiz ve tertipli. Yolların iki tarafında ve orta kaldırımdaki çimenlikte onlarca tonlu rengârenk güller ve çiçekler. Bu masum güzellikler, doyumsuz kokularını atmosfere cömertçe yayıyor. Üstelik herkes bunları dalında seviyor ve hiç kimse kopartmıyor; üstelik sevgililer için bir adet kopartmaya izin verildiği halde.

Güllerin, çiçeklerin ve yeşilliklerin üzerindeki kuşlara ve böceklere; bilhassa güllerle hem-dert olmuş bülbüllere, kimse karışmıyor. Yola paralel şırıl şırıl akan derenin seremonisi ayrı güzel; sanki şarkıdan şarkıya geçiyor. Notadan anlamasam da nâmelerdeki tatlı geçişleri ve makamların nöbet değişimini fark ediyorum. O kadar da kulaksız değilim! Mevsimin tatlı ve ılık havası, insanın kapalı alanlara girmesine mâni oluyor.

Havanın kucağındaki bembeyaz pamuk topacı-kendini temâşâ edenlere göz kırpan- bulutlar. Hafif bir güneş, güneş yakmıyor; hava üşütmüyor ve nihayet arada bir nisan yağmuru cilvesinde çiselemeler. Dert kasavet, bir çise başına isabet eden kimsede dert değil…

İnsanlar ne de mülâyim, selâmlaşıyorlar, yardımlaşıyorlar, hem-hâl oluyorlar ve tabi ki tebessümler havada uçuşuyor. Köylerden yeni gelmiş masumiyet kokan utangaç insanlar ve onların pazarında tabii sebze ve meyveler. Otlu peynir, çökelek, kara kovan balı, üzüm ve dut pekmezi… Seyretmesi bile ayrı güzel. Kenger, yemlik, çiriş, kuzukulağı ne yok ki. Ne alırsan al, ne kadar alırsan al, hesabınız ödenmiş, siz bugün onur konuğusunuz.

Okullu çocuklar ve onlara ana-baba sıcaklığında sevgi veren muhabbet fedâisi öğretmenler… Dersi bölmek yok, uzaktan seyretmeli ki feyz alınsın.
Buralarda kavga, gürültü, kırgınlık, küskünlük yok, komşuluklar âlâ, dostluklar sıkı.
Onur konuğuyum diye ortamda değişiklik hakkı da verdiler bana. İstediğim anda, istediğim değişikliği yapmak için aklımdan geçirmem kâfi.

Korona gibi illet, hastalık, dert, keder, maraz da yok. Ne açlıktan ölen ne de obeziteden ölen var. Kimse savaş kelimesinin adını dahi bilmiyor, şeytan ölmüş, nefis ıslâh olmuş…

Şimdi sakın ha! Bunları okuyup da bana kızmayasınız, “Öldün de bize cennet tasviri mi yapıyorsun?” diye. “Kimin onur konuğusun?”, “Bu ülke, bu hayat nerede?” diye de sorabilirsiniz. Meraklanmayın pek sır tutamam. Keçiören’den metroya binince, onu bunu bakışlarımla rahatsız etmeyeyim diye MTA durağına kadar gözlerimi kapıyorum. Ne olduysa o zaman oldu. Gözlerim kapalı dünya, gözlerimin açık halinden daha güzelmiş; ama durağa geldik. Artık gözümü açmam trenden inmem ve dahi bir müddet daha sahteliklerle oyalanmam lâzım geliyor.

Gözleri kapamanın dayanılmaz güzelliği… Tavsiye olunur. Siz buna râbıta mı dersiniz; yoksa tefekkür mü, orasına ben karışmam.

Gözlerimi kapar, hayalime dalar, keyfime bakarım vesselâm.

Yıldırım ALKIŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir