Browse By

ÖNDEN GİDEN BİR ÖMER

Akşam saat 20.00 da görevi teslim alıp, araç ile büroya uğramadan şöyle bir bölgede gezindikten sonra büroya geçtik. Herhangi bir olumsuzluk yok gibi görünüyordu. Yazmamız gereken bazı evraklar vardı. 3 kişiydik. Diğer iki arkadaşım namaz kılmak için aşağıdaki mescide indiler. Ben ise ekip olarak yazmamız gereken evrakları tamamlamak için bilgisayarın başına geçtim. Telsizde yanımdaydı. Bu arada saat 20.30 olmuştu. Ben bilgisayarın başında yazıya odaklanmıştım ki 2 dakika sonra telsizden bir ses heyecanla ve panikle bir şeyler söyledi. Kulak kabarttım ama bir şey anlayamadım. İlk başta yalnız ben anlamadığımı sanıyordum. Hemen sonra merkez anons eden istasyona sakin ve tane tane etmiş olduğu anonsu tekrarlamasını söyledi. Demek ki merkezde anlamamıştı edilen anonsu. Bu arada aynı istasyon gene heyecanlı ve panikle ama bu sefer ne söyledikleri anlaşılır bir biçimde tekrar etti. Diyordu ki “ekip aracımız saldırıya uğradı, arkadaşlarımız yaralı, şahıslar bu tarafa doğru el bombası atıp, yaya olarak kaçmaya çalışıyor, peşlerinden gidiyoruz.” der demez hemen araya girip “bilinen yere intikal ediyoruz” dedim. Sonra diğer ekipler de benzer şekilde anonslar ederken ben hızla yerimden fırlayıp mescitteki arkadaşlara hızlıca olayı anlatarak çabuk hareket etmemiz gerektiğini söyledim. Ama elimizde iki araç vardı. Ve ikisi de Torostu. Biri zırhlıydı. Aracın yan taraf kapı kısımlarına yerleştirilmiş çelik saçlar, ayrıca 5 mm kalınlığında camları vardı. Ve böylece bu araca binerek olayın olduğu istikamete doğru yol almaya başladık. Aracımız üzerinde bulunan zırhların ağırlığı kaldıramadığımdan ya da tam ısınmadığından olsa gerek 100 metrede bir durup istop ediyor ve tekrar çalıştırmak zorunda kalıyorduk. Çünkü çok eski bir araçtı. Bu durum bize zaman kaybettiriyordu. Gideceğimiz yer yaklaşık 1 km mesafeydi fakat aracın bu durumundan dolayı geç kalıyorduk. Bu arada telsizden bir anons daha yapıldı anonsta: Teröristlerin bir vatandaşın aracını zorla gasp ettiğini, vatandaşı araçtan indirdiklerini bunların iki kişi olduğu ve bir istikamete doğru gittiğini söylüyor, gaspedilen aracın marka, model ve plakasının bilgilerini veriyordu.. Biz doğru belirtilen istikamete doğru giderken, bu arada şahısların yolu şaşırıp bir çıkmaz yola girdiği ve kırsal alana kaçmak için tekrar dönüp başka bir yola girdiklerini ve arkalarında da bizim ekiplerin olduğunun bilgisini almamız dan sonra bu aracın önünü kesmek için bir kestirme yola dalmamızla iki ateşin arasında kalmamız bir oldu. Bir taraftan bizimkiler ateş ederken diğer taraftan teröristler karşılık veriyordu. Ve biz tam ortalarındaydık. Allah’tan iki tarafın ateşi bize isabet etmemişti. Sonra aracı siper alacağımız bir yere çektik ve arkadan gelen arkadaşları bekliyorduk.. Ki bu arada yaklaşık 200-300 metre ilerde teröristlerin gasp ettikleri aracın durduğunu gördük. Uzaktan şahıslar seçilemiyordu.. Arkadaşlar gelince beraber hareket edip aracın yanına temkinli ve emniyetli bir şekilde gittiğimizde aracın arka camlarında kurşun delikleri vardı ve içi boştu. Sürücü koltuğunda da bir kurşun deliği ve kan izleri vardı. Ancak aracın içerisi boştu Muhtemelen biri yaralanmıştı ve çok uzağa gidemezlerdi. Ama nereye gittiklerini de görememiştik. Hemen yakında bir kuru dere yatağı vardı. Oraya bakmamız gerekiyordu. Bu arada olayı haber alan herkes silahını kuşanıp bölgeye gelmişti ve Özel Harekât Kuvvetleri de yanımıza intikal etmek üzereydiler. Biz onlarında gelmesini bekleyip arama taramaya öyle başlama kararı aldık.. Ve diğer arkadaşlar, Özel Harekât yanımıza geldikten hemen sonra telsizden yaralı arkadaşlarımızdan birinin durumunun ağır olduğu ve acil kana ihtiyaç olunduğuna dair bir çağrı yapıldı. Benimle birlikte 4 arkadaş kan gruplarımız uyduğu için hemen bir araca atlayıp hastaneye doğru yol alırken içimden de “İnşallah ağır yaralı olan o değildir” diye geçiriyordum. Sonra da eğer o hafif yaralıysa diğer arkadaşa karşı bu düşüncenin doğru olmadığını düşünüp kendime kızıyordum. Bu arada hastaneye gelmiştik. Hastane ana baba yeri gibi büyük bir kalabalık vardı. Ve herkes kan vermek için gelmiş. Elimizdeki silahlar ile içeriye zorla girebildik ve kan vermeye geldiğimizi söylediğimizde şu anda gerekli kan takviyesi yapıldığını ve gerek kalmadığını bize söylenmesi üzerine biz tekrar geldiğimiz yere döndük. Döndüğümüzde arama tarama başlamış Özel Harekâtçı arkadaşlar dere yatağında kontrollü ve emniyetli bir şekilde
tarama işlemi yapıyorlardı ama sonuç olumsuzdu. Ve başka yerlere bakmak için dere yatağından çıktıkları anda telsizden yaralı arkadaşlardan birinin Şehit olduğu çağrısı yapılıyordu. Ve ismini söylüyorlardı.. O anda donup kaldım. İnsan böyle anlarda gerçeklik duygusunu kaybediyor. İnanamıyor. Bir kaldırıma oturdum ve beraber yaşadığımız şeyler film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Bulunduğumuz yere benden 1 yıl önce gelmişti. Benimle aynı devre olduğunu öğrenince hemen sicilimi sormuştu sicilimin onunkinden daha önce geldiğini öğrenince “vay arkadaş gene sonunculuktan kurtulamadım” demişti. Meğer imza ve tebliğ listelerinde sicili en düşük, alt devre olduğu için orada espri konusu olmuş ve ona takılıyorlarmış. Ben gelince gene kurtulamayınca bu durum ile ilgili espri devam etmişti. Bende bazen takılıyordum. Bir keresinde hamile olan eşini Diyarbakır’a kontrole götürürken, ben de çocuğumu kontrole götürdüm ayrı arabalarla. Şoförlüğü biraz zayıf olduğu için bana hızlı gitme derdi. Bazen ben basıp gider, görüş mesafesinden çıktığımda telefonla beni arar birazda kızarak beni bekle nereye kayboldun derdi. Aslında o yol tehlikeli bir yoldu daha önce ve sonrasında da kötü şeyler olmuştu. Ben ona şaka yapmıştım ama bu o durumda yapılacak doğru bir şey değildi. Başka bir kere Mardin-Diyarbakır arasında bulunan Sultan Şeyhmus isimli ziyaret yerine ailelerimiz ile beraber gitmiştik. Ve tabii çalıştığımız birim ve bulunduğumuz yerin hassasiyetinden dolayı uykusuz, yorucu, stresli ve heyecanlı çok geceler geçirmiş, bazen masa ve sandalyelerin üzerinde kafa kafaya verip uyuyakaldığımız zamanlar olmuştu. Onun birde borsa merakı vardı. Küçük bir yatırımı vardı ve İnterneti olan bilgisayar bulduğunda mutlaka oturur hisselerinin durumuna bakar, TV de haber kanallarından da borsayı takip ederdi.. Bunlar böyle gözümün önünden geçerken o arada telefonum ısrarlı bir şekilde çalıyordu annem ya da babam ya da yakınlarımdan biri tam olarak hatırlayamıyorum. Olayı duymuşlar ve telaş içinde merak etmişler. Telefondakine iyi olduğumu, merak etmemelerini söyleyip telefonu kapatmam gerektiğini söyledikten sonra telefonu kapattım. Bu arada bir sinir boşalması mı desem üzüntüden mi bilemiyorum ağlamaya başladım sessizce. Dere yatağından arama taramada eli boş gelen Özel Harekâtçılar kısa bir nefes alıp, dinlenip tekrar devam etmek için benim yanıma sıralanmış oturuyorlardı. Benim durumumu gören ikisi yanıma gelip ellerini omzuma attılar. Bunlardan bir tanesi daha sonra timin amiri olduğunu öğrendiğim kişi o karanlıkta yüzünü bile seçemiyordum. O döndü bana dedi ki “Bak kardeşim ben de şehit çocuğuyum, bundan yıllar önce babamı şehit verdim. Babasız büyüdüm. Babamın ve babam gibi şehit olanların intikamını almak için teşkilata girdim. Anlıyorum ki şehidimiz senin yakın arkadaşın ama şehidimiz için yapacağımız bir şey var. Sana söz veriyorum onun kanını yerde koymayacağız, ardından şanına yaraşır şekilde uğurlayacağız. Şimdi kalkıp silkelenme zamanı” deyince kendime geldim. Yaklaşık 6-7 saat arama taramaya rağmen teröristlerden bir iz, emare yok ve moraller bozuluyordu. Bu arada bana konuşma yapan timin amiri, konuştuğumuz yere yaklaşık 40-50 metre mesafe ilerde, küçük abdest ihtiyacını gidermek için avlusu ve duvarı olmayan bir evin yan tarafında bulunan küçük bir odunluğun yanına gittiğinde hırıltılı bir nefes alıp verme sesi duyar. Ki bu kovalamaca neticesinde arabada yaralanan teröristin sesidir. Diğer sağlam olanı ise tim amirinin oraya geldiğini farkedince elinde bulunan el bombasının pimini çekip kapıyı açıp atmak isterken el bombasının pim sesini duyan tim amiri açılan kapıyı ayağı ile tekmeleyerek tekrar kapatıp kendine siper alırken “Bomba” diye bağırır ve teröristin attığı bomba kapanan kapıya çarpıp içeri düşer ve patlar. Ondan sonra timin elemanları ve orada bulunan herkes gereğini yapar.. İlginç bir şey olarak gördüğüm o odunluğun içinde bulunan bir tane tavuk vardır ve ona hiçbir şey olmaz. Terörist cesetlerinin üzerinde gıdaklayarak dolanır… Bu gerçekten enteresan bir durumdur..
Biz birkaç arkadaşla daha sonra tespit edilen, teröristlerin oraya bir motosiklet ile geldiği ve o motosikletin üzerinde heybe olduğu ve heybenin içinde bir sürü el bombası, daha önce görmediğimiz değişik bir otomatik tüfek, bol miktarda mühimmat, tabancalar, telsiz, haberleşme için şifrelerin kodlandığı kağıt parçaları ve hatta ekmek, salatalık, domates, peynir gibi yiyecekler vardı. Biz bunların tespiti ile uğraşırken sabah olmuştu.. Sabah bazı evrak işlemleri için adliyeye gittiğimde bizim tim amirini ve ekibini orada gördüm ve direkt yanlarına gittim. Dedi ki bana “sana ne dedim şehidimizin kanını yerde koymadık. Verdiğimiz sözü yerine getirdik. Allah’a şükürler olsun” dedi. Ben de dayanamayarak sarıldım. Ve öğleyin şehidimize son görev için il merkezindeki en büyük Camii de mahşeri bir kalabalık ile namazı kılındıktan sonra memleketine uğurlandı. Birisi 2 aylık, diğeri 4 yaşında 2 oğlu vardı. Allah mekânını cennet eylesin. Ruhu şad olsun.

Not: Bazen insanların gördükleri şeyler 30 saniyelik görüntülerden ibarettir. Oysa ondan çok daha fazlasıdır. Ama bunu yaşayanlar hariç kimse bilmez. Anlatsan abartı sanılır.. Bu yazı 22.04.2010 tarihinde Mardin-Kızıltepe ilçesinde Şehit edilen kardeşim Polis Memuru Ömer AKCAN‘ın anısına yazılmıştır. Yazıda anlatılan her şey gerçektir.

 

Murat Bilal YARPUZ

One thought on “ÖNDEN GİDEN BİR ÖMER”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir