Browse By

SÜRGÜN

      Güneşli bir kış günüydü haberi aldığında.Karşılaşacağın şeyi bilmiyordun. Çok çıkmıştın bu yolculuğa yorgun yattığın uykularında. Uyanmak istiyordun, dev bir canavar saldırıyor, sırtını dayadığın duvar durduruyordu. Bitmiyordu, uzuyordu yollar bir an önce varmak istedin.

      Bu üzgün kenti başka şehirler, başka denizler görmek için terk etmiştin. Ayrılmak zor gelmişti, bildiğin bu dünyadan, Ağlamıştın. İstemiyorsan gitme, demişti baban. Başka kentler, mutlu, sıcak kentler gördün; dağlar, ormanlar, denizler… Nereye gidersen git peşinden geldi. Bu şehir hep bekledi, döndün, sardı sarmaladı.

      Bugün sokaklar yabancıydı. Evler olduğu yerde dururken solmuş, ıssızlaşmıştı. Akmamış, kandırmıştı zaman. Bu evlerde yaşayanları tanırdın bir zamanlar, konuşurdun. Şimdi hatırlayamadın, isimlerini, yüzlerini.

      Köpekler havlamıştı çocuktun korktun. Üzerine atlayıp parçalayacaklar sandın, koştun sessiz
yollarda. Korkma, korkma, anlayacaklar, korkmazsan bırakırlar peşini, demek istedin, siyah okul önlüklü kıza. Korkuyordun yaklaştıkça.

      Oyun oynadığın bu çayırlıkta hurda arabalar camsız, kapısız duruyor. Zamanı unuturdun burada. Kamyonun sesi hatırlatırdı çok uzaklardan, tanıdığın bu sese koşardın.

      Evin önünde durdun. Üşüdün. İnemedin hemen. Ağaçlar budanmış, renklerinden soyunmuştu, yapraksız, çıplak.

      Çok eski zamanlarda gördüğün rüyaymış.Cennet buradaymış, mevsim baharken. Rüzgârın esintisi okşuyor yüzünü, yayların kokusunu getiriyor. Baban iki elinden tutmuş sallıyor kucağında.

Hu, hu, hu derviş,
Başı göklere ermiş,
Sakalı yere değmiş,
Dudağı sırlar saçmış,
Ama kimse duymamış

      Karabaş geldiğini gördü havalara zıplıyor. Annen koşuyor şaşkın, kahkahalarla. Babanın öksürüğünü duydun. Hoş geldin kızım, niye haber vermedin, dedi bakışlarıyla. Eline eğilirken başını tutsun, öpsün istedin yine.

      Bu sefer sıkı sıkı sarılacağım, dedin. Şaşkınlıktan, alışkanlıktan unuttun. Bu sefer sarılacağım, dedin. Çıkarmışlar mıdır kolundan, ilk maaşından aldığı saati? Gözleri kapalı mıdır şimdi?

      Tahta bahçe kapısı aralıktı, ittin. Karabaşla göz göze geldin. Konuştun onunla sessizce. Kulübesinin önüne uzandı, başını iki patisinin üstüne koydu. Gözlerini kapattı. Kimse duymadı geldiğini.

      Kararmış yapraklara bastıkça ıslak toprağa gömüldü ayakkabıların. Bahçedeki tahta sedirin üstüne oturdun, yürüyemedin. İçeri girmek istesen de kıpırdamadın. Uyanmak istedin.

      Tokmağa hafifçe dokundun. Açıldı. Gözlerinde derin bir hüzünle oturuyorlardı. Yüzleri değişmişti. Babanın odasına baktın, kapısı kapalıydı. Geldiğini duysun, diye bekledin. Gelmeyecekti. Seni bırakıp gitmişti.

Hülya HACIZADE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir