Browse By

BOZKIR’IN HİKAYESİ (İNCELEME DEĞİL, TANITIM ÜZERİNE BİRKAÇ KELAM)

Bozkır, yönetmenliğini Bahadır İnce’nin senaryosu ise Levent Cantek, Ali Demirel ve Barış Erdoğan tarafından kaleme alınan 2018 – 2019 yıllarında yayınlanmış bir BluTV yapımıdır. Dizinin başrollerinde baş komiser Seyfi karakterini canlandıran Yiğit Özşener, onun çaylak ve ayakları yere basmaz karakteri Nuri Pamir’i canlandıran Ekin Koç ve kilit karakterden olduğunu düşündüğüm biraz üşütük, fazlaca şatafat düşkünü, biraz da ayran gönüllü olduğunu gözlemlediğimiz –açıklamasını ilerde yapacağım- Dilara karakterini canlandıran Nur Fettahoğlu paylaşmaktadır. Bu üçlünün dışında oynadığı her rolde istisnasız hayranlık bırakan Altan Erkekli de ekibin vazgeçilmezlerindendir, kendisi üstelik kasabanın en zenginidir. Bu ekibe inisiyatif kullanarak dikkat çeken oyuncu kategorisinde Ziya karakterini canlandıran ve başarısıyla kendisinden iğrendiren Sinan Demirer’in de hakkını teslim etmek gerektiğini düşünmekteyim.

Bozkır, tadında 10 bölümlük bir internet dizisidir. Adından da anlaşılacağı üzere tasvir edilmekte zorlanmayan bir “isimsiz” şehirde geçmektedir. Dizi içerisinde geçen olay örgüsü ise ilk bölümde meydana gelen bir çocuk cinayeti ile başlamaktadır ve arka arkaya gelen cinayetler ve çözüm getirmeyen araştırmalar bu zinciri daha da çözülmesi zor bir hale getirmektedir. Burada bir parantez açmakta fayda görüyorum: Bozkır, bir dönem izleyiciyi ekrana kilitleyen Behzat Ç. İle de belirli noktalarda buluşmaktadır. Baş karakterlerden olan Seyfi ile Behzat Ç. arasındaki farklardan akla ilk geleni ise; Behzat Ç.’de olduğu gibi cinayet sonrası galiz bir küfür patlatmaz Seyfi, daha sakin ve dingindir, belki biraz da kendine küskün ve kızgın. Gelen cinayet haberinin ardından “kötü bir şey olmuş” diye tepki verir, ki bence durumu açıklama hususunda önemli bir tespittir. Cinayet kötüdür, herhangi birinin rızası dışında hayatının elinden çalınması arzu edilen ve haberdar olmaktan mesut olunan bir eylem değildir. Söz konusu kadın, çocuk, erkek veya başka biri. Hepsi aynı nitelikte ürkütücü…

Diziye dönecek olursak, karakterleri tek tek inceleyip ortaya bir profil koymaktansa hikayenin içinde bahsetmeyi/eritmeyi daha uygun gördüm. Fazlaca bilgi bombardımanına tutmadan şahsi gözlemleri paylaşmak niyetindeyim. Bozkır da ilk cinayetin ardından beyaz bir balina avına çıkar baş komiser Seyfi ve Nuri Pamir. Tayfun isimli bir çocuğun cesedinin bulunmasıyla cinayet serisi başlıyor ve cinayetlerin çözüm noktası olarak her seferinde kasabanın/şehrin zengini olan Abbas beyin kapısı çalınıyor.

Abbas bey zengin malikanesinde müzmin bir hayat geçiren ve ekseriyetle bahçesiyle uğraşan bir rol çizmektedir. Kızı Dilara ise başıboş, serkeş bir yaşamı tercih eden ve yakınlaştığı her erkeğe aşık olma potansiyeli taşıyan bir izlenim vermektedir. Her bölüm farklı cinayetlerin ortak noktası araştırılırken aslında git gide çözümsüzlüğe doğru yer almaktadır. Bu süreçte işlenen cinayetlere bir de katilin geçmişte işlediği cinayetler eklenince işler hepten çığırından çıkmaktadır. Az önce bahsettiğim üzere gündeme gelen her cinayet bürokratik baskıları biraz daha zirveye taşımaktadır. Baş komiser Seyfi emniyet müdürü Kaya’nın üzerindeki yükü almakta ve kendi iç sıkıntısı yetmezmiş gibi bu cinayet zinciri içerisinde savrulmaktadır. Seyfi hazır bu çıkmazda savruladursun, buna bir de ailevi sıkıntılarının yanı sıra oyunculuğuyla dikkat çeken Ziya karakteri eklenmektedir. Ziya şehir dışında gelir ve anlatılana göre Seyfi komiserden alacaklıdır. Hakkını onda bırakmaz, söke söke almak konusunda ısrarcıdır. Gerek şive, gerek jest ve mimik noktasında o kadar başarılı bir oyunculuk ortaya konur ki dizi bitse dahi replikleri aklınızda kalacak bir karakterdir. “Vur vur amirim senin vurduğun yerde türkü biter” de bunlardan biridir.

Olayları oluş sırasına göre anlatmaktan olabildiğince imtina ediyorum. Tabii, bu da bir çözülme sürecinin sonucunda finale kavuşuyor. Finalden bahsetmek yerine Bozkır’ı aslında türevlerinden ayıran noktalardan biri de açık uca meyyal bir son taşıyor olmasında yatıyor. Benim kafamda olay çözülmüş olsa da hikayenin tam olarak yerine oturmadığını, yer yer boşluklar olduğunu itiraf etmeliyim. Bunu da dizinin handikabı olarak ifade edebilir miyiz yoksa bu acımasızlık mı olur, inanın bir anlam yükleyemedim.

Başrollerle beraber yan karakterlerin gayet başarılı olduğu göze çarpmaktadır. Aslında her şeyin tadında olduğu da, herhangi bir fazlalığın ya da suniliğin olmadığını da söylemeliyim. Ziya dışında Seyfi’nin yan komşusu Nihal de buna örnek verilecek türdedir. Temiz ve duru bir oyunculuk çizilmekte Nuri Pamir ile yaşadıkları da ayrıca not düşülmesi gereken satır aralarındandır.

Dizide taşra ve metropol ayrımı yapmak istemiyorum yalnız, olayların yaşanmakta olduğu coğrafya küçük bir Anadolu şehri izlenimi vermektedir. Bu küçük Anadolu şehrinde meydana gelen cinayetlerde her an infial yaratabilecek yıkıma sahiptir. Bu sebeple bürokratik baskılar ilk birkaç bölümde dikkat çekmekte ve dizinin finaline kadar sürmektedir. Bürokratik baskılar zaman zaman mahalle baskısına dönüşmekte ve yöre halkı da yaşanan gelişmelerden ciddi boyutlarda rahatsız olmaktadırlar.

Hülasa, Bozkır ismi olmayan bir şehirde zengin oyuncu kadrosuyla kısa zamanda ortaya çıkarılmış iyi işlerden olduğunu düşünmekteyim. Türk televizyonlarını esir almış algının dışına taşan bir iş olmakla beraber hikayenin gerçeğe yakın oluşuyla da rakipleri arasından da sıyrılmakta ve kendini belli etmektedir. Başarısız işlerin ardından atılan virgül gibidir, küçümsemeyin, cümlenin sonunu getirmez ancak yeni ve taze bir cümlenin gelişi virgülden bellidir. Bozkır dışında diğer işleri yermek, bu yapımı göklere çıkarmak amacında değilim, hiç kimsenin birbirine, bir işe zamanı olmadığı bir dünyada, kıymetli vakitlerimizi emek verilmiş yapımlarla doldurmanın gayreti içerisinde olan insanlara sunulan bir örnekten öte de değil paylaştığım fikirler. Bu çerçevede değerlendirilmesi en büyük muradımdır.

Ömer Faruk ASLANTÜRK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir