BU BİR SON DEĞİL

Browse By

             İtalya’ya, Sicilya’ya gidiyorum işte…Her şey geride, herkes, her an ve her ana dönüşmeye ümitlenmiş acılar, günahlar, aşklar TV… gidiyorum yara yara maviyi, yara yara tuzu, dönüşüyorum doğaya ve kayboluyorum zamanda. Ayağımı bastığım gibi İtalya’ya bir tepişme, bir düş…bakıyorum etrafa başımı hafif bükerek. Yalnızlığım ve ben soğuk günü adeta bir bıçak keskinliğinde yarıyoruz ve açılıyoruz acıya ki ben bunun farkında değildim. Geçiyor günler. Katman katman açılıyor şehir önümde. Seriliveriyor sokaklar önüme ve ben bir kadında buluyorum kendimi. Sanki yurdum Afganistan’dan bir parçayı taşıyor bu İtalyan kız yüreğinde. Şarap gibi açılıyor saçları önümde. Ben anın büyüsüne kapılıp gidiyorum, kayboluyorum. Ruhum esir düşüyor. Nefes alamıyorum. Ben bir kazazedeyim yüreği Sicilya’da atan.

             Bu İtalyan kız zaman zaman kürekle açılıyor Akdeniz’in tuzuna, gözleri doluyor tuzla ve ben sarhoş oluyorum tuzdan. Sadece tuzdan mı? Şiddetli bir aşk başlıyor aramızda ve ben görünmez iplerle bağlıyım bu kıza. Kalbimi, aramızda geçen hoş sohbetten sonra, bir gece ansızın bırakıveriyorum kızın ellerine. Ruhlarımız birleşiyor, yükseliyor ve kızıl ufukta kayboluyor. Kaybolmuyor, hayır, sadece ebediyete yol alıyor. Söz veriyoruz. Alınyazımız ayrılmaz ve birbirini tamamlayan parçalar oluveriyor. Kilit ve anahtar misali. Sabah oluyor. Ophelia’nın saçlarını örüyorum. Hemşire olmanın kutsal bir meslek olduğunu düşünüyorum. Katılıyor bana: “kendimi insanlara adadım. Onlara yardım etmek hayat tutkum.” Yanağını okşuyorum güzel sevgilimin. Kızın kokusunun yurdumu taşıdığını hissediyorum. Bu İtalyan kızın Afganistan ile ne ilgisi olabilir? Sordum, söylemedi. Belki size söyler. Arkasından bakakalıyorum Ophelia’nın. Allah’ım bu aşk gerçekten mümkün mü bu kadar ayrıyken? Hayır, ayrı değiliz. Biz kaybolmuş bir enerjinin iki farklı yansımasıyız. Ben İtalya’ya neden geldim? Ne yapıyorum burada? Buradaki tek misyonum zamanın kalabalığına takılan parçamı bulmak olmalı. Kendimi ilk defa tamamlanmış hissediyorum. Buraya gelme fikri bir gün kulağıma fısıldanmıştı ama yaşadıklarım akla sığmaz. Bu olayları sağlıklı bir beyin kabul edemez. Ancak benim hislerim bir kurmaca değil.

             Bugün ne yaptım biliyor musunuz?

             Ophelia’yı çalıştığı hastaneye kadar takip ettim. Allah’ım bu kızdan neden uzak duramıyorum? Yokuş aşağı atılmış bir taş gibi büyük bir ivmeyle yuvarlanıyorum. Hiç bir yerden tutunamıyorum. Bu bir kör aşktr, körce bir bağlanıştır. Ne kadar dibe batarsam o kadar bağlanmış hissediyorum kendimi. Bedenimi kaderin ipleri sıkıyor.

             Uzun süredir buluşamamıştık. Dün bir kafede buluştuk. Sevgilimi ellerinden tuttum. “ Asla” dedim. “Asla bırakamayacağım “. Elleri avuçlarımdaydı. Bu avuçlar elimde heyecanla kıpırdanıyordu. Sanki bir kuş gibiydi bu eller, kafede menüden en sevdiği içecek olan mokayı gösterdi. Parmakları titriyordu. Hava çok da soğuk değildi. Neden demir rengindeydi bu parmaklar? Neden pembelikleri gitmişti? Yüzüne baktım başım bükük. “Konuş benimle. Güzel Ophelia’m konuş benimle.” Dudakları kıpırdadı. Üst dudağı hafifçe kalktı, indi. Nefesim tutuldu. Ophelia’nın ise tutulacak nefesi kalmadı. Yığıldı kollarıma.  Bu sabahın ilk saatlerini hastanede geçirirken hastanenin ağır hastalarla dolu olduğunu ancak fark edebildim. Neden daha önceden görememiştim. Aşk gözlerimi yanan ateşiyle kör etmiş olmalıydı. Televizyon sipikeri İtalya’da Covid-19’dan ölenlerin yüz bini aştığını duyurdu.

             “Doktor, beni de alın acile, ben de nefes alamıyorum.”…

 

Lara İrem KOÇAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir