Browse By

Monthly Archives: Temmuz 2020

AŞKA MECBUR OLANLAR

“Aşka Mecbur olanların Yaşadığı bir yer olsaydı ” Yağmuru düşün Yüreğin kuş/ gözlerim yağmur Minicik kanadına Sığamıyorum Kuşu ürkütür müyüm? Gözlerin kuş/ yüreğim yağmur Yağamıyorum Kuşu üşütür müyüm? Kuşları düşün Bir kuş olsa yüreğin Uçsa senden habersiz Boncuk gözlerinden sitem Minik gagasından umut atsa Bir

YARALI BALIKLAR

YARALI BALIKLAR   -Bu balıkları tutup yemiyor mu çocuklar? Tövbe evladım tövbe, ağzın eğilir sonra, balık bile diyesi gelmiyor insanın onlara, mübarek hayvanlardır onlar, gözümüz gibi bakarız biz onlara. Sen  balık istersen, tuttururuz Ceyhan’dan bizim köyün gençlerine. Elleriyle bile  balık yakalarlar onlar. Böyle söylemişti, koltuğunun

DOĞUM

Bu kadar zaman geçti, neden bilmem doğduğun günle ilgili bütün ayrıntıları halen hatırlarım. Karanlık bir kâbusun içinde çaresiz hissediyordum.  Her şey üst üste gelmişti. Üniversite sınav sonucu belli olalı bir ay olmuştu. Babama sınavı kazandığımı söylediğimde sonuç belgesini aldı, çarşıya gitti. Kime, ne sordu, bilmiyorum.

TEMMUZ SAYISI AÇILIŞ

Temmuz/Salgın/Sıcak/Şanlı Direniş İkinci sayımızla karşınızdayız. Yeni isimlerle genişlemiş taze bir heyecan var üstümüzde. Ökkeş’in Heybesi, duyguları kıyıya vurmuş, fotoğraf karesine girememiş, kendi hikayesiyle yürüyen insanların dergisidir. Allah’a karşı boyunları bükük, mazlumun omuzunda elleri, zalimin yüzüne okunu fırlatacak yay gibi gergindir. Temmuz ayında bunlar düştü dilimize.

AŞK

Coşkun nehirler gibi çağlıyorsa aşk, Kalmasın kalplerde; taşsın, bendini aşsın. Sulasın, kuraklıktan çatlamış vicdanları. Taşsın, dağlara, taşlara vursun. Ovayı, bayırı; yeşertsin dört bir yanı. Uçsuz bucaksız umut deryalarına varsın. Sonra büyüsün okyanuslarda dalga dalga, Canından can katsın bütün doğaya. Belki solmaktan kurtarır bir çiçeği, Belki

BU GECE

Zemheriden kalma bir rüzgâr esti Bir lahza umudu astı bu gece Az geldi suyuna kırıldı testi Haykırdı kalemden kustu bu gece Kaldırımlar dile geldi konuştu Çığlıkları efkârıma dönüştü Karanlıktan bir düşünce yanaştı Gönlüm ikrarına küstü bu gece Mızraklandı dilim hedef gütmedi İsyanım nefsimden öte gitmedi

MEHTABINDIR MENZİLİM

Bulutların Bağrından inen yağmurlar boyu İliğime İşleyen aşkını mezk edeyim. Rûzigârın Râhına revân olup ansızın Sahiline Savrulup, hücremi terk edeyim. Âşina Eyle dildâr, canlar yakan hüsnüne, Nâzende Nigâhını dil-i zârıma çevir, Âteş-i Sûzan ile derd-i aşkına düşüp, Sahrâ İklimlerinde, Leylâ’yı gözleyeyim. Işıklandır Kasvetli, puslu gecelerimi

BİR TEMMUZDU

            “Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden Senin de destanını okuyalım ezberden”  Gecelerin gebe olduğunu söylerdi büyüklerimiz de genç aklımızla gülerdik. Zaman mefhumu, hayatımızdaki yerini sağlamlaştırdığında iman ettik kaderle uçan kuşlara ve vakte. Günahları, kusurları örtmede gece gibi olan insanların

MEZARLIKTA BİR KAYISI AĞACI

Cennete uçan melek annelerin aziz hatırasına…. Pencerenin kenarında dertop edilip savrulmuş, işi bitince atılmış bir battaniye vaziyetinde toprağı kucaklayan yağmur damlalarını saymaya çalışırken gözüm aniden masanın bir köşesinde duran ve çerçevesi bir parmak toz kalınlığındaki fotoğrafa takıldı. Fotoğraf eskiydi, çerçevesi de öyle. Epey zamandır temizlenmediğini,